İçeriğe atla
"" için sonuç bulundu

İmam Matürîdî Uygulama ve Araştırma Merkezi

Anasayfa / İmam Matürîdî Uygulama ve Araştırma Merkezi / VII. Uluslararası Mâtürîdîlik Sempozyumu Gerçekleştirildi

İmam Matürîdî Uygulama ve Araştırma Merkezi

VII. Uluslararası Mâtürîdîlik Sempozyumu Gerçekleştirildi

İmam Matürîdî Uygulama ve Araştırma Merkezi İçerik

VII. Uluslararası Mâtürîdîlik Sempozyumu Gerçekleştirildi

VII. Uluslararası Mâtürîdîlik Sempozyumu Gerçekleştirildi

Selçuk Üniversitesi İmam Mâtürîdî Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından, İlahiyat Fakültesi, Özbekistan İmam Matüridi Uluslararası Bilimsel Araştırmalar Merkezi işbirliğiyle düzenlenen 7. Uluslararası Mâtürîdîlik Sempozyumu, Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Heyeti Başkanı Binali Yıldırım’ın katılımıyla başladı. “Türk Dünyası İdealleri ve İmkânlar” başlıklı açılış konferansı gerçekleştiren Yıldırım, Teşkilata üye Türk devletleri arasında Mâtürîdîlik anlayışını temel alan yaklaşımla ortak dil, tarih ve ticaret konularında çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Selçuk Üniversitesi İmam Mâtürîdî Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Özbekistan İmam Matürîdî Uluslararası Bilimsel Araştırma Merkezi iş birliğinde “21. Yüzyıl Türk Dünyası İdeallerinin İnşasında Hanefî-Mâtürîdî Paradigma” temasıyla düzenlenen 7. Uluslararası Matürîdîlik Sempozyumu başladı. İlahiyat Fakültesi Öğr. Gör. Süleyman Kılıç’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan sempozyum, açılış konuşmalarıyla devam etti.

Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz; sempozyumun, geçmişten günümüze Türk - İslam düşüncesini şekillendiren köklü ilmi mirası yeniden ele almak açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Mâtürîdîlik’in din - bilim ilişkisinde çatışma değil; birbirini tamamlayan bir perspektif geliştiren sağlam bir metodolojik zemin sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, “Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türk Cumhuriyetleriyle başlayan yakınlaşma süreci, kadim kültürel bağlarımızı yeniden canlandırmak için önemli fırsatlar doğurmuştur. Ancak Hanefî - Mâtürîdî düşüncesinin bu süreçte arzu edilen düzeyde ele alındığını söylemek güçtür. Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulması tarihî bir adımdır. Teşkilatın vizyonunun bu düşünce geleneğinin yeniden güçlendirilmesiyle daha da sağlam bir zeminde ilerleyeceğine inanıyorum. Türk - İslam medeniyetinin parlayan şehirlerinden biri olan Konya’mız ve Selçuk Üniversitesi olarak bu alandaki sorumluluğumuzun farkındayız. İlahiyat Fakültemiz tarafından düzenlenen Uluslararası Mâtürîdî Sempozyumu, bilimsel çabaların en önemli örneklerinden biridir” diye konuştu.

Konya Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Ahmet Murat Koru, sempozyumun Konya’da düzenlenmesini şehrin tarihi misyonunun bir devamı olarak gördüklerini bildirdi. Koru, İmam Ebû Hanîfe ile temelleri atılan ve İmam Mâtürîdî’nin derin ilmî birikimiyle sistematik bir yapıya kavuşan Mâtürîdîlik’in, farklı coğrafyalarda yaşayan topluluklara ulaşarak sürekliliğini günümüze kadar taşıyan köklü bir itikadî ekol olduğunu belirtti.

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Acar, “Sempozyumumuz oturumlarında bilim insanlarımız bu dünya görüşünün dünü, bugünü, yarını ve geleceği ile ilgili çok ciddi katkılar sunacak. Geleneksel hale gelen bilim şölenimizin bu yılki temasının 21. Yüzyıl Türk Dünyası İdeallerinin İnşasında Hanefî - Mâtürîdî Paradigma olarak belirlenmesinde Türk Devletleri Teşkilatının misyonu ve vizyonu da etkili oldu” dedi.

Konya İl Müftüsü Ali Öge, Hanefî - Mâtürîdî çizginin İslam düşüncesi ve medeniyetinin oluşmasında koruyucu bir rol oynadığını dile getirdi. Öge, “İslam toplumlarını birleştiren, ana çizgiyi oluşturan bu iki yönelimin Türk dünyasının ideallerine katkısının neler olması gerektiği hususunda tebliğler sunacak tüm hocalarımıza başarılar diliyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Özbekistan İmam Matürîdî Uluslararası Bilimsel Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Komiljon Shermuxamedov, Türk ve Özbek halkları arasında Hanefî-Mâtürîdî geleneklerine dayanarak yüzyıllar boyunca şekillenen bilimsel ve manevi iş birliğinin bugün yeni aşamalara yükseldiğini aktardı. Shermuxamedov, sempozyumun iki halk arasındaki ilişkileri daha da güçlendireceğine inandığını kaydetti.

Açılış konuşmalarının ardından Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Heyeti Başkanı Binali Yıldırım, “Türk Dünyası İdealleri ve İmkânlar” başlıklı açılış konferansı verdi. Yıldırım, Teşkilata üye Türk devletleri arasında Mâtürîdîlik anlayışını temel alan yaklaşımla ortak dil, tarih ve ticaret konularında çalışmalar yaptıklarını ifade etti. Mâtürîdî inancında tevhit, birlik, ortak kader bilinci var olduğunu, devleti kutsamanın olmadığını belirten Yıldırım, “Devlet, milleti için var olacak. Hani biz de 20 yıldır diyoruz ki insanı yaşat ki devlet yaşasın. Bu aslında bizim icat ettiğimiz bir şey değil. 623 yıl boyunca Osmanlı’nın yönetim ilkesi olarak uyguladığı bir esas ve prensiptir; ortak tarihimiz, ortak kültürümüz, ortak dilimiz. Şimdi Türk Devletleri Teşkilatı içinde ilk yaptığımız iş; ortak dili, alfabeyi harekete geçirmek. Ortak alfabe için çalışmalarımızı tamamladık. Teknik olarak bitirdik. Bundan sonrası artık her ülkenin siyasi olarak irade koyup hayata geçirmesine bağlı” diye konuştu.

Türk devletlerinin Mâtürîdî çizgide şekillenen akıl, hikmet ve istişare geleneğine sahip olduğunu vurgulayan Yıldırım, şunları kaydetti: “Bir diğer adımımız ortak tarih çalışmasıdır. Kazakistan’da Türk Akademisi var. Türkiye’den Türk Tarih Kurumu, diğer ülkelerden akademisyenler, hocalarımız, uzmanlar bir araya geldi ve toplantılarını yaptılar. 2 yıllık bir süreleri var. Bu süre içerisinde ortak tarih de gerçekleştirilmiş olacak. Amacımız birlikteliğimizi daha da güçlendirmek. Türk Devletleri Teşkilatı olarak geçen hafta Özbekistan’da bir araya geldik. Toplantıda Türk dünyasının ortak ulaştırma koridorları konusunu ele aldık. Türk dünyasını geliştirecek en önemli konu olan Zengezur Koridoru, tam anlamıyla faaliyete geçtiğinde Türk dünyasının zenginlikleri, kaynakları yine Türk dünyasındaki insanlara hasredilecek hale gelecek. Bunun için çok yoğun bir gayret var.”

Türkiye Cumhuriyeti 27. Başbakanı ve 28. TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Kampüs Camisi’nde kıldığı cuma namazı ve yemek programı sonrası öğrencilerle bir süre sohbet etti.

 

Sempozyum akabinde aşağıdaki sonuç bildirgesi kamuoyuyla paylaşılmıştır:

 

VII. Uluslararası Mâtürîdîlik Sempozyumu Sonuç Bildirgesi

21-22 Kasım 2025 tarihlerinde, Selçuk Üniversitesi Mâtürîdî Uygulama ve Araştırma Merkezi, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Özbekistan Uluslararası Mâtürîdî Bilimsel Araştırmalar Merkezi işbirliğiyle düzenlenen “21. Yüzyıl Türk Dünyası İdeallerinin İnşasında Hanefî Mâtüridi Paradigma” konulu sempozyum gerçekleştirilmiştir. 

Gerek destekleyen kurum ve şahıslar, gerek katılımcılar ve misafirler açısından sempozyuma yönelik beklentimizin üstünde bir ilgi ve alakayı müşahede ettiğimizi belirtmeliyiz. Sempozyuma gösterilen bu teveccüh, ele alınan konunun ne denli önemli olduğunu da bir kez daha göstermiştir. Pandemi süreci sebebiyle hasret kaldığımız ilmî ve sıcak ortamlara böylesi önemli bir organizasyonla kavuşmak bizleri daha da mutlu etmiştir. Bu vesileyle, sempozyuma katkı sunan ve iştirak eden tüm hocalarımıza ve genç araştırmacılara teşekkür ederiz. Özellikle, bu değerli programın organizasyonunda emeği geçen tüm hocalarımızı özverili çalışmalarından ötürü tebrik ederiz.

İki gün süren sempozyumumuzda bir kısmı yüz yüze bir kısmı da online olmak üzere yurt içinden Malezya, Güney Afrika, Mısır, Özbekistan, Kırgızistan ve Cezayir gibi yurt dışından akademisyenler ve araştırmacılar 30 bildiri sunmuşlardır. Sempozyumumuza,  konuya ilgi duyan ve konu ile ilgili araştırma yapmakta olan katılımcılar da dinleyici olarak iştirak etmiştir. Açılış, protokol konuşmaları ve Türk Devletleri Teşkilatı Ak Sakallar Heyeti Başkanı Binalı Yıldırım’ın Türk Dünyası İdealleri ve İmkânlar konferansıyla başlayan sempozyumumuzda  özetle şu konuları içeren tebliğler sunulmuştur:

§  “Vahyin Anlamı, Mahiyeti ve İntikali”

§  “Çeşitli Mezhep, Fırka ve Figürlerin Vahiy Algısı”

§  “Çağdaş İslam Düşünürlerinin Vahiy Algısı”

§  “İslam ve Diğer Dinlerdeki Vahiy Algıları”

§  “Vahyi Okuma Biçimleri”

§  “Vahiy–Sünnet İlişkisi”

§  “İlham, Vehbi İlim ve Vahiy İlişkisi”

§  “Vahiy – Dil İlişkisi”

§  “Vahiy -Din Dili İlişkisi”

§  “Akıl-Olgu-Vahiy İlişkisi”

§  “Vahiy Telakkileri”

§  “Vahy-i Metlüv,  Vahy-i Gayr-i Metlüv”

§  “Felsefî Açıdan Vahiy”

§  “İslam Kelamcılarının Vahiy Anlayışı”

§  “İtikadi Meseleler ve Vahiy”

§  “Kelam, Fıkıh, Dil, Kıraat ve Tefsir İlimlerinde Vahiy Konusu”

§  “Edebi Literatürde Vahiy Temalı Konular”

Bu başlıklar çerçevesinde gerçekleştirilen tebliğlerde bir bütün olarak şu tespit, teklif ve mülahazalar sunulmuştur:

- İslam dünyasında vahiy olgusu; akıl-nakil ilişkisi, hüsün-kubuh meselesi, kelam sıfatının mahiyeti, kelâm-ı nefsî, kelâm-ı lafzî ayrımı gibi bahislerle daima gündemde olmuştur. İbadet dili ve i‘câz meselesi gibi konularda da zaman zaman vahyin mahiyetine dair mülahazalar serdedilmiştir. Arayış dönemine girildiğinden bu yana ise İslam dünyasında vahiy olgusuna dair tartışmalar ve farklı yaklaşımlar tekrar canlılık kazanmıştır.

- Nasslarda vahyin mahiyeti ve intikaline dair çeşitli ifade, kavram ve betimlemeler bulunmaktadır. Vahiy, Allah Teâla ile Hz. Peygamber arasında gerçekleşen özel bir iletişim olduğundan, vahyin dili, intikal süreci ve mahiyeti konusunda farklı rivayetler ve görüşler zuhur etmiştir. Kelam, felsefe ve tasavvuf geleneğinde çeşitli vahiy tasavvurları ortaya çıkmıştır. Vahyin mahiyetine dair tartışmalar ve incelemeler günümüzde de devam etmektedir.

- Nasslarda vahyin ontolojik mahiyetinden ziyade Allah-insan iletişimine ve bu iletişimin önemine vurgu yapıldığı görülmektedir.

-Vahyin mahiyeti İslam telakkisine doğrudan etki etme potansiyeline sahiptir ve bu açıdan vahiy oldukça hassas bir konudur. Vahiy olgusunun bilimsel bir şekilde incelenmesi ne kadar önemli ise, konunun deizme kapı aralayacak yahut İslam’ı sıradanlaştıracak söylemlere yol açabilecek kadar hassas bir mahiyet arz ettiği de bir o kadar önemlidir. Vahiyle ilgili analizlerde bu hassas noktanın göz önünde bulundurulması, bilimsel tartışmalarımızın daha verimli ve sağduyulu bir zeminde yürütülmesini sağlayacaktır.

- İslam düşüncesinde vahiy telakkisinin önemi sadece inanç esasları ile sınırlı değildir. Aynı zamanda bu telakki, birey ve toplum hayatının tüm alanlarıyla çok sıkı bir irtibat halindedir.  Bununla birlikte insan, vahiy sayesinde Yüce Allah’ın varlığını, yegâneliğini, rehberliğini ve O’na karşı sorumluluğunu öğrenmekte, bu yönüyle vahiy insan için bir terbiye sürecini ifade etmektedir.

- Vahyin gerçekleşme yeri ve insanlara intikal sürecine dair nasslardaki ifade ve tasvirler değerlendirilirken, genelde 7. yüzyıl insan aklının, özelde ise o günkü Arapların muhayyilesi, kültürel mütearifesi, evren ve kozmolojik tasavvurlarının da göz önünde bulundurulması faydalı olacaktır. Ancak Kur’an vahyinin ve bu vahiylerdeki murad-ı ilahinin büsbütün zikredilen unsurlar çerçevesinde şekillendiğini söylemek, vahyin dönüştürücü etkisi dikkate alındığında isabetsiz ve yanıltıcı bir okuma biçimi olacaktır. Aynı zamanda bu bakış açısı Kur’an’ın çağlar ve coğrafyalar üstü niteliğine gölge düşürecek bir sürece de kapı aralayacaktır.

- Tarihselci yaklaşım, son yıllarda vahyin mahiyeti ve nüzul keyfiyetini daha hararetli bir tartışma platformuna taşımıştır. Öyle ki, bu tartışmalar fıkhî hükümlerden itikâdî prensiplere ve Kur’an’ın üslubuna kadar farklı alanlara uzanmıştır. Tarihselcilik tartışmaları Halku’l-Kur’ân ve Kur’an tarihi gibi adeta tarih konusu olarak literatürde yer alan kimi meselelerin farklı bir gözle yeniden incelenmesine yol açmıştır. Her ne kadar tarihselci yaklaşım, beşeri müdahaleler sonucunda tahrif ve tağyire uğrayan Tevrat ve İncil metinleri için sözkonusu edilebilirse de, her türlü tahrif ve tağyirden korunduğu ve kıyamete kadar da korunacağı ilahi bildirimle sabit olan Kur’an vahyi için benzer bir yaklaşımı benimsemek, tevatüren nakledile gelen bu son ilahi mesajı muharref metinler seviyesine indirgemek anlamına gelir.

- Vahiyle alakalı bir başka önemli konu da vahiy-sünnet ilişkisidir. Günümüzde vahiy-sünnet ilişkisi,  yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Sünnetin vahiy mahsulü olup olmadığı da bizzat vahyin mahiyeti gibi ehemmiyetli bir konudur. İslam âlimleri sünnetin vahiy yönünü daima göz önünde bulundurmuş ve bu kapsamda;   “vahy-i gayr-i metlüv”, “vahy-i bâtın”, “vahy-i hafî”, “şibh-i vahy” gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Âlimler arasında detayda kimi farklılıklar bulunsa da, sünnetin vahiy yönü ve sünnetin Kur’an’ı beyanı daima vurgulanmıştır. Unutulmamalıdır ki Hz. Peygamber’in Kur’an’ı sözlü ve fiili olarak tebyin etmesi, muhatabı olan toplumun vahyi anlamasını, benimsemesini ve Müslümanların toplumsal bir gerçeklik olarak tarih sahnesinde yer almasını sağlamıştır.   

Kısaca bu hususları vurgulayan ve daha pek çok detayları barındıran tebliğler eşliğinde nitelikli bir sempozyum programı icra edilmiştir.  Programın içerik ve hatıralarıyla ilim dünyasına katkı sunacağını ümit ediyoruz. Oldukça kritik ve mühim olan “vahiy” konusunu özel olarak ele alan programların ülkemizde yeterince ve hak ettiği ölçüde yapılmadığını hatırlatarak, sempozyumun bu noktada bakir bir alanın öncüleri ve örnekleri arasında anılmasını umuyoruz. Son olarak, bu sempozyumun vahiy ve vahiyle alakalı incelenmesi gereken birçok konuya ilgi duyan araştırmacılara önemli katkılar sunacağını düşünüyoruz.

Sözlerimize son verirken bizlere her türlü desteği sağlayan başta Selçuk Üniversitesi Rektörlüğümüze, bu sempozyumdaki paydaşlarımız olan; Özbekistan İmam Matüridi Merkezine, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne,  İl Müftülüğümüze, Türkiye İmam Hatipliler Vakfı’na, hassaten hiçbir maddi ve manevi desteği esirgemeyen Konya Büyük Şehir Belediye Başkanlığımıza, bu sempozyumumuzun mutfağında emek veren fedakâr hocalarımıza ve tüm katılımcılara  tekrar  teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

 

 

Medya

RAKAMLARLA SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

60.105
Öğrenci
493.642
Mezun
3.195
Akademik Personel
4.365
İdari Personel
24
Fakülte
7
Enstitü
5
Yüksekokul
22
MYO
53
Araştırma Merkezi
187
Öğrenci Toplulukları